“Hocam bunca sene İngilizce gördüm hala karşıma bilmediğim kelimeler çıkıyor. Çok sinir bozucu!”
Değerli dil öğrenicileri,
Bugün sizlerle çok basit ama bir o kadar da farkındalık tetikleyici bir araçtan bahsetmek istiyorum; öğrenme alanları. Bu alanlardan hayatın tüm veçhelerinde faydalanabileceğimiz gibi dil öğrenme alanında da son derece faydalı ve kolaylaştırıcı bir araç olarak kullanabiliriz.
Nedir bu öğrenme alanları?
Konfor alanı > Esneme alanı > Panik alanı

Çokça aşina olduğumuz konfor alanı ile başlayalım. Adı üstünde içinde konforlu hissettiğimiz, bizi zorlayan hiçbir unsurun ve bilmediğimiz hiçbir şeyin olmadığı alan. Konfor alanını bilinen/aşina olunan alan olarak düşündüğümüzde, kolaylıkla burada öğrenme olmadığını da söyleyebiliriz. Peki, burada öğrenme gerçekleşmiyor diye hiç bu alanda olmamamız mı gerekiyor? Hayır. Konfor alanının öğrenme sürecindeki işlevi, yorulduğumuz zaman geri çekilip, dinlenerek ve enerji toplayarak öğrenme yolculuğumuzun selametine hizmet etmesidir. Dolayısıyla, arada bir dinlenmeye tabi ki hakkımız var. İzlediğiniz ve dolayısıyla detaylarına hakim olduğunuz bir dizinin bölümünü tekrar izlemek konfor alanında kalmaya örnek verilebilir ya da dil öğrenirken arada bir es verebilirsiniz. Öğrenicinin iyi olma halinden en önce kendisi sorumludur çünkü hiçkimse başkasının ihtiyaçlarının ne olduğuna kendisi kadar haiz değildir. Nerede dinlenmeniz ve enerji toplamak için durmaya ihtiyacınız olduğu en temelde sizin sorumluluğunuzdadır.
Gelelim esneme alanına. Bu alan tam olarak öğrenmenin gerçekleştiği, bilinmeyeni bilinir kıldığımız alan. Dolayısıyla, zorlanma var çünkü işlenmesi ve sindirilmesi gereken bilgiler mevcut. Yazımızın başındaki serzenişe dönersek eğer, dil öğrenmenin tam da sürekli olarak bilinmeyene maruz kalma meselesi olduğunu görebiliriz. Seviyeniz B1 diyelim ve size okumanız için A1 seviye bir kitap verildi ve arzu ettiğiniz gibi içinde bilmediğiniz hiçbir kelime yok. Dolayısıyla, bu durumda öğrenme de olmuyor. A1 kitabı bir konfor alanı aktivitesi olarak yapabilirsiniz; bir nevi “guilty pleasure” olarak. Fakat öğrenmeye devam etmek istiyorsanız seviyenize uygun ve sizi zorlayan içerikleri tüketmeniz makbul olandır. Bu vesileyle şunun altını çizmek istiyorum;
Dil daimi bakım gerektiren bir beceridir (dil nankördür).
Yani, siz bir gün hayal ettiğiniz seviyeye ulaştığınızda bile o seviyede kalmak için dile maruz kalmanız, yabancı dilinizi sürdürmenizin doğal bir parçası olacak. Aslında, dil hayat boyu öğrenmenin en güzel örneklerinden biri bu anlamda. Bunu söylüyorum diye hevesiniz kırılmasın çünkü siz dili hayatınıza entegre ettikçe bu bakım işlemi kendiliğinden işliyor olacak çünkü takip ettiğiniz/maruz kaldığınız haberler, sosyal medya içerikleri, dil konuşabildiğiniz için edindiğiniz arkadaşlarla olan etkileşiminiz doğal dil bakım araçları olarak işlev görecek.
Son olarak, panik alanı… Panik alanı, paniğe kapılarak beynimizi kapattığımız bir alan. Beynimiz kapalı olduğu için takdir edersiniz ki yine öğrenmenin gerçekleşmediği bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Peki, bir öğreniciyi bu alana ne iter? Kişinin dil öğrenmeye dair geliştirdiği inançlar bu alanlarda nasıl tezahür eder? Bu alana girdiğimizi anlamamızı sağlayacak tepki türleri nelerdir?
Bunlar bir sonraki makalenin konusu. O makaleye ulaşmak için tıklayın.