Nedir bu Lingonomy?

Lingonomy, ikinci dili öğretirken sana dil öğrenmeyi de öğretir.

Lingonomy ismi lingo ve autonomy kelimelerinin birleşiminden geliyor. Çünkü temel amacımız, bir kursa ya da öğretmene sürekli ihtiyaç duyan öğrenciler değil; kendi öğrenme sürecini anlayan, yöneten ve zamanla kendi başına dil öğrenip hayalindeki seviyeye geldikten sonra bile diline bakım yapabilen bireyler yetiştirmek çünkü dili öğrenmiş olmakla birlikte dile dair sorumluluğunuz bitmiyor, hali hazırdaki dilinize sahip çıkmak yeni hayatınızın bir parçası haline geliyor. Dolayısıyla, bu da dil bilmenin aslında bir hayat tarzı olduğunu ortaya koyuyor. Lingonomy de bu hayat tarzını öğretiyor.

Bugün bilgiye erişmek artık bir problem değil. Present Simple’ın nasıl kullanıldığını, do ve does arasındaki farkı ya da yüzlerce kelimeyi birkaç saniye içinde bulabilirsin. Videolar izleyebilir, uygulamalar kullanabilir, yapay zekâdan yardım alabilirsin.

Asıl problem bilgiye ulaşmak değil; o bilgi işleyip, bilgiden hasat elde etmek.

Lingonomy tam olarak burada başlıyor.

Geleneksel dil öğreniminde çoğu zaman bilgiyi alan taraftayız: dinliyor, okuyor, izliyor, ezberliyoruz. Öğrencilerimizden birinin çok güzel ifade ettiği gibi bu süreç çoğu zaman “biri anlatır, ben ezberlerim ve sonra unuturum” döngüsüne dönüşüyor.

Lingonomy ise bu döngüyü kırmayı ve öğrenciyi edilginlikten etkinliğe taşımayı amaçlıyor.

Çünkü dil öğrenmek bilgi toplamak değildir. Bir video izlemek kadar izlediğini anlatmak, bir metni okumak kadar onun üzerine düşünmek, bir kelimeyi öğrenmek kadar onunla kendi cümleni kurmak gerekir.

Dil, tüketildiğinde değil; üretildiğinde sana ait hâle gelir.

Anlamak, tahmin etmek değildir

Türkiye’de dil öğrenenlerden belki de en sık duyduğumuz cümlelerden biri şudur:

“Anlıyorum ama konuşamıyorum.”

Peki gerçekten anlıyor muyuz?

Çoğu zaman bildiğimiz kelimelerden hareketle karşımızdaki kişinin ne söylediğine dair tahmin yürütüyoruz ve genelde de tahminimiz doğru çıkıyor ya da doğru olduğunu varsayıyoruz. Parçadan tüme varım yani… Fakat sıra kendi düşüncemizi ifade etmeye geldiğinde aynı yapıyı üretemiyoruz çünkü anladığımız düşündüğümüz parçaları aslında manalı hale getiren bütüne dair bir fikrimiz yok.

Çünkü bir dili gerçekten anlamak, yalnızca bir cümlenin ne demek istediğine dair tahmin yürütmekten ibaret değil. O cümlenin nasıl üretildiğini anlamaktır.

Hangi kelime neden orada? Hangisi özne, hangisi yüklem? O kelimenin cümledeki fonksiyonu ne? Onun yerine başka bir kelime koyarsam ne olur? Aynı yapıdan hareketle kendi düşüncemi ifade eden yeni bir cümle kurabilir miyim?

Gerçek anlamanın ölçütü üretimdir.

Bu nedenle Lingonomy’de amaç gramer kurallarını ezberlemek değil, hedef dildeki üretim mantığını deşifre etmektir.

Bunu yaparken ana dilimizi de yok saymıyoruz. Çünkü ikinci dili, birinci dilin üzerine inşa edilir. Ana dilimiz yapının temelidir. Temeli olmayan hiçbir yapı da ayakta kalmaz. Bu yüzden İngilizce öğrenirken Türkçenin yapısına referans verir; iki dil arasındaki ilişkileri kullanarak neyi, nereye ve neden koyduğumuzu anlamlandırırız.

Bu yaklaşımın sonunda öğrencilerimizin tekrar tekrar kullandığı ilginç bir benzetme var: İngilizceyi bir matematik gibi görmeye başlamak.

Bir zamanlar karmaşık ve öngörülemez görünen dil, mantığını çözmeye başladığında daha yönetilebilir bir sisteme dönüşüyor. Hatta bir öğrencimiz yıllarca zorlandığı İngilizce için sürecin sonunda şöyle söylüyor:

“İngilizceyi bir matematik gibi düşünmeye başladım ve bu yaklaşım bana çok daha eğlenceli geldi.”

Ama bazen mesele sadece İngilizce değildir

Bir yetişkin Lingonomy’ye geldiğinde beraberinde yalnızca bildiği kelimeleri ve gramer yapılarını getirmez.

Yıllar boyunca kendisi hakkında geliştirdiği geçersiz inançları da beraberinde getirir:

“Benim dil yeteneğim yok.”

“Ben İngilizce öğrenemiyorum.”

“Gramerim kötü.”

“Anlıyorum ama konuşamıyorum.”

“Konuşursam hata yaparım.”

“Herkes benden daha iyi.”

Bu nedenle Lingonomy’de önce nasıl bir dil öğrencisi olduğumuzu keşfetmeye başlıyoruz.

Neden bugüne kadar istediğim gibi öğrenemedim? Hangi stratejiler benim için gerçekten çalışıyor? Güçlü ve geliştirmem gereken yönlerim neler? Beni üretmekten alıkoyan bariyerler neler?

Çünkü görünür hâle gelen bir bariyer, bize eskisi gibi etki edemez.

Ve en önemlisi Kendime dair hangi inanç kalıplarımı unutmam gerekiyor? Lingonomy sadece öğrendiğimiz bir yer olduğu gibi yanlış öğrenmelerimizi unuttuğumuz bir yer aynı zamanda.

Be open to learn, unlearn and relearn. (öğrenmeye, öğrendiğini unutmaya ve tekrar öğrenmeye açık ol.)

Dil öğrenmeye engel olan ve geçerliliği olmayan inançların önce farkına varıyor sonra bu inançlardan da özgürleştiğimiz bir süreç aynı zamanda.

Lingonomy’deki öz farkındalık çalışmalarının amacı tam olarak budur: Öğrencinin yalnızca İngilizcesine değil, İngilizceyle kurduğu ilişkiye de bakmasını sağlamak.

Bazen en büyük dönüşüm yeni bir tense öğrenmek değil, yıllardır doğru kabul ettiğimiz bir cümleyi sorgulamaktır.

Öğrencilerimizden biri bu dönüşümü şöyle ifade ediyor:

“33 yıl sonra İngilizceyi sevdiğimi, öğrenebileceğimi ve hatta bu konuda kabiliyetli olduğumu keşfettim.”

Bir başka öğrencimizin ifadesiyle Lingonomy’de mesele biraz da “kendi anlatını değiştirmek.”

Çünkü bazen İngilizce öğrenmeye başlamadan önce, “Ben İngilizce öğrenemem” hikâyesini yeniden yazmak gerekir.

Üç boyutlu bir öğrenme süreci

Lingonomy bu dönüşümü üç temel boyutta ele alır: Speaking, Grammar ve Language Learning Habits.

Haftada bir gün, akşam saatlerinde iki ders boyunca birlikte çalışıyoruz. İlk ders speaking, ikinci ders grammar üzerine ilerliyor. Gruplar oluşturulurken öğrencilerin uygun günleri dikkate alınıyor ve ortak müsaitlik üzerinden ders günü belirleniyor.

Speaking: Önce kendini, sonra sesini keşfet

Speaking dersleri yalnızca “İngilizce konuşma pratiği” değildir.

Özellikle B1 düzeyinde ilk haftalarda öz farkındalık, dil öğrenme stratejileri, psikolojik bariyerler ve dil öğrenmenin mekaniği üzerine çalışıyoruz.

Son haftalarda ise topluluk önünde üretim aşamasına geçiyoruz.

Öğrenci konuşuyor. Deniyor. Üretiyor. Geri bildirim alıyor. Tekrar deniyor.

Ve bütün bunları kendisiyle aynı amacı taşıyan insanların oluşturduğu bir topluluğun içinde yapıyor.

Bu topluluk boyutu önemli. Çünkü Lingonomy’de öğrenme yalnızca öğretmenden öğrenciye gerçekleşmiyor. Öğrenciler birbirlerini besliyor, birbirlerinden öğreniyor ve birlikte gelişiyor.

Bir mezunumuz kendi dönüşümünü şöyle anlatıyor:

“Hata yapmaktan çok korkan, konuşmaktan çekinip çokça geride duran bir yerden çıktığım, rahatlıkla denemeler yaptığım bir yere evrildim.”

İşte speaking sürecinde yaratmaya çalıştığımız dönüşüm tam olarak bu.

Grammar: Kuralı ezberleme, mantığını çöz

Grammar süreci speaking ile paralel ilerliyor.

Ancak burada temel soru “Kural ne?” değil.

Bu cümle neden böyle kurulmuş?

Bu kelime neden burada?

Buraya başka ne gelebilir?

Bu yapıdan kendi cümlemi nasıl üretebilirim?

Ortak çalışma dokümanları üzerinden dili parçalara ayırıyor, mekanizmasını inceliyor ve ardından yeniden üretiyoruz.

Amaç bir gramer yapısını tanımak değil; onu kullanabilmek.

Çünkü Lingonomy’de bilgi, ancak üretime dönüştüğünde işlev kazanır.

Language Learning Habits: Kendi öğrenmenin sorumluluğunu al

Bir dili haftada sadee dersle hayatımızın parçası hâline getiremeyiz.

Bu nedenle Lingonomy’nin üçüncü boyutu Language Learning Habits üzerine kuruludur.

Üç haftada bir öğrenciler kendi başlarına çalışabilecekleri checklistler üzerinden dört temel alanda alışkanlık geliştirirler: dile düzenli maruz kalma ve dili günlük hayata entegre etme, anlama stratejileri, dil öğreniminde yapay zekânın bilinçli kullanımı ve self-talk/self-translation çalışmaları.

Ama burada asıl kazanım yalnızca yeni teknikler öğrenmek değildir.

Öğrenmenin sorumluluğunu almaktır.

Bir mezunumuz bunu şöyle ifade ediyor:

“Eskiden eğitim, ‘biri anlatır, ben ezberlerim ve unuturum’ döngüsünde kalmıştı… Kendi sorumluluğumu alarak çalışmak bana çok iyi geldi.”

Bir başka öğrencimiz ise belirli dil öğrenme stratejilerini keşfedip uyguladığında ilerlemenin mümkün olduğunu görmesinin motivasyonunu artırdığını söylüyor.

İşte autonomy burada başlıyor.

Lingonomy’nin amacı seni Lingonomy’ye bağımlı hâle getirmek değil; bir gün Lingonomy olmadan da nasıl öğreneceğini bilen bir dil öğrencisine dönüştürmek.

Hata yapabileceğin güvenli bir alan

Bütün bunların gerçekleşebilmesi için en temelde bir şeye ihtiyacımız var:

Güvenli bir alan.

Çünkü çoğumuz hata yapmaktan korkmayı öğrendik.

Yıllarca hata; düşük notla, başarısızlıkla, geride kalmakla ve yargılanmakla ilişkilendirildi. Dolayısıyla yetişkin olduğumuzda bildiğimiz şeyi bile söylememeyi tercih edebiliyoruz.

“Hata yapmayana kadar konuşmayayım = konuşamamak.”

Oysa dil böyle öğrenilmiyor.

Bir bebek yürümeyi düşmeden öğrenemez. Düştüğü için de kimse onu başarısız saymaz. Çünkü düşmenin yürümeyi öğrenmenin doğal bir parçası olduğunu biliriz.

Dil öğrenirken hata yapmak da bundan farklı değildir.

Hata bir kırılma anıdır. Rutinin dışına çıktığımız, dikkatimizi verdiğimiz ve öğrenmenin gerçekleşebileceği güçlü bir andır. Doğru geri bildirimle birleştiğinde hafızamızda çoğu zaman herhangi bir kuralı ezberlemekten çok daha güçlü bir iz bırakır.

Bu nedenle Lingonomy’de hataları saklamıyoruz.

Onları konuşuyoruz. Düzeltiyoruz. Onlardan öğreniyoruz. Bazen onlara birlikte gülüyoruz.

Hatta öğrencilerimizden birinin ifadesiyle:

“Hatalarımı ödüllendirdim.”

Çünkü amaç kusursuz İngilizce üretmeye çalışırken sessiz kalmak değil; üreterek gelişmek.

Ve zamanla çok önemli bir şey oluyor:

Hata ile kurduğun ilişki değişiyor.

Utanç yerini meraka, çekingenlik denemeye, “Ya yanlış söylersem?” düşüncesi ise “Bir deneyeyim.” duygusuna bırakmaya başlıyor.

Edilginlikten etkinliğe

Bütün Lingonomy deneyiminin merkezinde aslında tek bir dönüşüm var:

Bilgiyi tüketen kişiden, bilgiyi işleyen ve hasat elde eden kişiye dönüşmek.

Sadece video izlemek yerine izlediğini anlatmak.

Bir kelimeyi ezberlemek yerine onunla kendi cümleni kurmak.

Bir metni yalnızca okumak yerine cümlelerin anatomisini görmek.

Bir gramer yapısını bilmek yerine o yapıyla kendi deneyimini anlatmak.

Çünkü:

Dil öğrenmek, bilgi istiflemek değil; düşüncelerini, duygularını ve deneyimlerini yeni bir dilde üretebilmektir.

Lingonomy’nin yolculuğunu bu nedenle üç kelimeyle özetliyoruz:

Anlamlandır. Üret. Özerkleş.

Dilin nasıl çalıştığını anlamlandır.

Güvenli bir topluluk içinde konuş, dene, hata yap ve üret.

Kendi stratejilerini, alışkanlıklarını ve öğrenme biçimini keşfederek özerkleş.

Çünkü Lingonomy’de yalnızca İngilizceni geliştirmiyorsun.

İngilizceyle ilgili öz anlatını (self-narrative) da dönüştürüyorsun.

İngilizcenin içinde kalan bir ukte olmaktan çıkıp, kendini özgürce ifade edebildiğin bir dile dönüşmesini istiyorsan, Lingonomy yolculuğunda yerini al.

Bu sene görüşmek dileğiyle!