Dil Öğrenmede Ana Dil Farkındalığı

Yabancı dil ana dilin üstüne inşa edilir.

Yani, ana dil temeldir ve bilindiği üzere bir yapının sağlamlığından emin olmanın ilk adımı temelden emin olmaktır.

Dil öğrenme ile ilgili en temel problemlerden biri dil öğrenmeyi dil edinmek ile karıştırmaktır. Dil edinimi ile dil öğrenme arasındaki farkı tekrar hatırlayalım.

Dil edinimi, bir veya birden fazla dilin ana dilimiz olma sürecidir. Kritik dönem dediğimiz zaman aralığında öğrenilir ve bilinç dışı (unconscious) bir edinme sürecidir.

Dil öğrenimi ise, ikinci dili, dil bilgisi üzerinden anlamlandırdığımız ve ikinci dili ana dilimizin üstüne inşa ettiğimiz bilinçli (conscious) bir öğrenme sürecidir.

Dil ediniminde kritik dönem dediğimiz, 0-13 (maksimum), yaş aralığında değilseniz dili edinme (bir dili ana diliniz haline getirme süreci) sürecininin sizin için kapandığını ve artık yabancı dili öğrenmeniz gerektiği söylenebilir ki bu durumda hiçbir sakınca yoktur. Sadece, dil öğrenmenin dinamiklerini iyi bilmeniz gerekmektedir.

Söz konusu dil öğrenme dinamikleri olunca da ilk bilinmesi gereken ana dilin sürecin temelinde ve merkezinde rolü olduğunu bilmektir çünkü dili öğrenme dediğimiz süreç ikinci dili ana dile benzeterek anlamlandırdığımız bir süreçtir. Dolayısıyla, yabancı dili benzettiğimiz dilimize dair olan farkındalığımız ne kadar yüksekse yabancı dili de o oranda ve derinlikte anlamamız söz konusudur.

Bu noktayı bir anekdotla açılımlamak isterim. Üniversitede ders verirken bir gün “arkadaşlar bildiğiniz üzere bu cümlenin öznesi she’dir ” dedim. Bildiğiniz üzere dedim çünkü eğitim sisteminin en azından cümlenin ögelerini öğretmiş olduğuna dair olumlu bir bilinç dışı önyargım vardı. Öğrencilerin boş bakışlarını fark edince “siz cümlenin ögelerini biliyorsunuz, değil mi?” diye sordum ve “hayır hocam” cevabını aldıktan sonra dumura uğradım.

Yabancı dil öğrenen bir bireyin en azından cümlenin ögeleri ve kelime türlerini biliyor olması gerekir ki ikinci dilde kelimelerin cümle içindeki sıralamasını ve işlevlerini anlayabilsin. Benzetilcek ana dilin ögeleri bilinmezken ikinci dilde kurallı ve anlamlı üretimler(konuşma ve yazma) yapılması mümkün değildir.

Dil öğrenmenin bilinçli bir süreç olduğunu söyledik. Bu bilinç en başta öğrenicinin öncelikle ana dilinde sahip olduğu bilinç ile başlar ve sonrasında kendi ana dilinde derinleşerek ikinci dile dair şuur kazanır. Temel olmadan kat çıkamazsınız. Çıktığınızı zannedersiniz fakat söz konusu kendi cümlelerinizi oluşturmaya gelince hangi kelimeyi nereye ve neden oraya koymanız gerektiğini bilmediğiniz için “anlıyorum ama konuşamıyorum” fenomeni doğar. Anlamak, sadece kelimeleri bilmek değil o cümlenin neden öyle kurulduğunu ve cümledeki kelimelerin işlevlerini bildiğiniz zaman gerçekleşir. Aksi takdirde kelimelerden tüme varım yoluyla ne dendiğine dair tahmin yürütürsünüz.

Tüm bu sebeplerden ötürü Lingonomy’deki mottolarımızdan biri “önce Türkçe”dir. Ana dilin dışlandığı bir dil öğrenme süreci düşünülemez.

Türkçe’nin muhteşemliğini de daha sonraki blog yazılarımızda bahsedeceğiz.

O zamana kadar cümlenin ögeleri ve kelime türleri konularına çalışmayı unutmayın! 🙂

Görüşmek dileğiyle